27 Şubat 2010 Cumartesi

Dokunus

Gökyüzündeki eşsiz boşluk ve hafiflik.O halde süzülmek bütünlükten uzak ve bir o kadar da yakın. Bütün olan biz, evrensel bütünlüğün parçası olma gururuyla özgürüz orada. Hiçbirşeyiz ama herşeyiz. Kimseyiz, kimsesiziz, ama kimiz ki aslında?
Dişi-erkek , siyah beyaz yok artık orada. Bunların en üstünde en saf halde varolan özümüz olan kıymetlimiz , biziz.
İşte o an başlıyor tekrar herşey hatırlanmaya. Güzellik, gerçeklik, sevgi, huzur, en yüksek ve saf mutluluk hallerimiz. Onlar sanki birer birer uyanıyor uyudukları o çok derin uykularından. Karanlıkta mum yakmak gibi, derinlerdeki öfke, kin, kıskançlık gibi duygulardan özgürleşmek için yetiyor beyaz bir ışığın aydınlığı. Teker teker derin uykularından uyanan "özler" birer birer mum yakar gibi karanlıkta, bizi en derinlerimizde tüm saf haliyle, beklentisiz, koşulsuz aydınlatıyor.
Sevgi uyanıyor ve diyor ki ;
"Size bir sözüm var ; Ben hep varım, varolacağım, sizi koşulsuz ve sonsuz besleyeceğim, sizde bunu tüm varlıklara koşulsuzca yayınız."
Sonra mutluluk uyanıyor. Diyor ki ;
"Ben geldim!"
"Peki, sen kimsin ?" diye sorulduğunda diyor ki ;
"Ben sevginin çocuğuyum."
Ve huzur uyanıyor. Sessizlikte fısıldıyor adeta ;
"Ben en derin mutluluk, ruhun en saf olduğu an'ım"
Herşey o anda oluyor. İçimizdeki öz hatırlıyor, hatırlatıyor. Herşeyden bağımsız, kimsesiz, hiçbirşey ama herşey olan minicik bir çocuk gibi... Bütüne saygıyla, inançla, sevgiyle o an'da huzurda kalmak, bunu şu an hatırlamak ve yaşamak, hayatın hem sonu ve hem de başlangıcı olmak, öz'de, an'da ve aşk halinde kalmak, paylaşmak, çoğalmak...
Sevgiyle,
Sebnem Akbulut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme