27 Şubat 2010 Cumartesi

Kırlangıç

Bir adam varmış..Uzun saçlı sokaklarda özgürce gezen, arada kadınlara kaçamak bakışlar atan efendice. Severmiş öylesine yürümeyi kimseye zararı yokmuş. Uzun boyu ve karizmasıyla ilgi çekermiş, yoksa yakışıklı falan değilmiş hiç. Kalbinde hep bir kırlangıç sakladığını hayal edermiş. Öyle bir kırlangıçmış ki, parlak tüyleri insanın gözünü kamaştırır, bakışları konuşurmuş adeta. O kadar güzelmiş ki onu bırakamazmış kimselere. Kafesini kilitlermiş hep kalbinin derinliklerinde. Anahtarıda sadece adamda varmış. Serseri ruhunun altında o tir tir titreyen narin kırlangıç yatarmış. Onu serbest bırakacak ve yerini sevgiyle dolduracak sahibini beklermiş. Beklermiş de, adam biraz korkakmış kadınlara karşı. Onlara ruhunu teslim edemezmiş tam bağlanacakken kaçarmış. Evlilikten ödü patlarmış, düğünlere adım atmazmış. Ne kadar tuhaftır ki çok mutlu bir ailesi varmış adamın. Annesiyle babası birbirine bağlı ve sevgi dolu büyütmüşler onu. Ama gelin görün ki adam aşkdan korkarmış.Birgün evet birgün bir kadınla tanışmış. Kadın, uzun boylu çok çekici ve kendine güvenen biriymiş. Çok etkilenmiş adam. Bunu kendine de itiraf etmiş bir süre sonra. Gelin görün ki; kadın aynı adam gibi korkarmış aşktan. Erkeklere güvensizlik değilmiş onunkisi, kendine güvensizlikmiş. Çok sevgilisi olmuş kadının. Genç, yaşlı, serseri, yakışıklı, çirkin... Çok çeşitli insanlar tanımış hayatı boyunca. Artık olgun bir kadın olarak daha seçiciymiş. Gençliğinde kapıldığı pırıltılı yaşam onu artık itiyormuş adeta. Adamdaki sadelik, dürüstük, doğallık etkilemiş onu. Sanki aynı frekansda yaşıyorlarmış. Aynı şeylerden zevk almasalar da, deniyorlarmış. Meslekleri çok farklı olsa da birbirlerinden yeni şeyler öğreniyorlarmış. Paylaşımları çok fazla olmaya başlamış. Birbirlerinin hayatlarının içlerindelermiş artık. Herşey ortak yürümeye başlamış. Bireysel olarak özel yaşamları kalmamış ama memnunlarmış bu durumdan. Herşey o kadar toz pembeymiş ki, gözleri artık özgür ruhlarını görmüyormuş. Onlar bir bütün olmuşlar artık. Öyle bir bütün ki hiçbirzaman ayrılmayacaklarını düşünür olmuşlar. Ama evliliği hiç konuşmuyorlarmış. Herşey bu kadar mükemmelken hala bir bekleyiş vamış içlerinde. Ne kadar kendilerini bıraktıklarını akışında yaşadıklarını hissetselerde, içten içe birşey varmış ki o tutuyormuş onları. Adam kırlangıcı göstermiş birgün. Ne kadar güzel ve özel olduğunu anlatmış kadına. Onu serbest bırakabilirmiş, ama bunun için kadının onun yerini doldurması gerekirmiş. Kırlangıç onu hiç terkedememiş. Kilitliymiş oraya, memnunmuş hayatından. Orada büyümüş çünkü. Kırlangıç uçup gittiğinde, kadın oraya girdiğinde, anahtar elinde girecekmiş. Herşeyi kontrole alacakmış. İster sonsuza dek orada yaşar, ister birgün sıkılıp uçabilirmiş. Adam tek tek bunları anlatmış kadına ve sormuş : “Sen bir çok Dünyalar gördün. Ya benim iç dünyamı sevmessen uçup gidersen ?”. Kadın ; “ Neden beni kalbinde esir etmek istiyorsun ? Benim kalbim o kadar büyük ki herşeyi kaplar, kimseyi esir etmez.” demiş. Ve sözlerine devam etmiş; “ Bırak o kırlangıçla beraber yaşayayım. Ben kendime senin kalbinde yer zaten buldum.” Adamın kırlangıç dediği aslında onun saf özgür ruhuymuş. Adam ömrü boyunca onu kaybetmekten korkmuş. Bir kadın girdiğinde yaşamına onu değiştireceğinden, özgürlüğünü elinden alacağından çekinmiş. Karşısındaki kadın onu böyle sevmiş ve kırlangıçla beraber yaşamak istemiş....Insanları sevgili olsun, dost olsun olduğu gibi kabul etmektense, belli bir süre sonra değiştirmeye çalışıyoruz. Neden? Çünkü bazı özelliklerini sevmiyoruz. Belli bir süre sonra onlar bizi rahatsız ediyor. Ama asıl sevgi bu olabilir mi ? Bir insanı olduğu gibi sevmişsek onu o şekilde hayatımıza dahil etmişsek ve değiştirmeyi aklımızın ucundan bile geçirmemişsek bu değil midir insana duyulan saf sevgi? Öbür türlü kafamızda şekillendirdiğimiz insanı sevmiş olmuyor muyuz? İlk başlarda gözardı ederek sevdiğimizi zannedip değiştirmeye çalışmıyor muyuz? Saf ve o insanın içsel dünyasına sevgi duymadan hayatımıza dahil edip hayal kırıklıklarına dönüşmüyor mu bunlar? Birçok kalp kırılması, yalanlar, yapmacık ilişkiler hep bu yuzden olmalı... Ya insanlar birbirine dürüstçe davranamıyorlar, ya da herkes korkuyor birşeyleri kaybetmekten. Kendini olduğundan farklı yansıtarak, hatta başka bir insan gibi davranıp bir takım kendine ait eksiklikleri kapatarak hormonlu ilişkiler yaşıyorlar. İşte bütün hayal kırıklıkları, bütün aradığım insanı bulamıyorum haykırışları olduğu gibi olamamaktan. O kadar zamanımız çalınıyor ki bu yüzden. Bazen düşündükçe üzülüyorum..Eskilerin tabiriyle ; huyu huyuna suyu suyuna.. Kendimizden başlayıp kendimizi olduğumuz gibi sevmeliyiz ilk önce. Her bireyin bir yeri vardır bu koca evrende. Herkese bir ödev düşer. Biz buna sarıldıkça kendimizi buluruz. Kompleksinden arınmış olan insan zaten doğal, olduğu gibi, ve en önemlisi kendisiyle barışık olur. Biz içsel dünyamızla ilişkimizi sağlamlaştırabilirsek, dış dünyayla bir o kadar sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. İnsanları olduğu gibi severiz ya da sevmeyiz. Insanlarda aynı şekilde bizi biz yapan özelliklerimizle severler ya da sevmezler.Aradığımız dostu ya da sevgiliyi bulmak için kırlangıcımızı besleyip olgunlaştırmalıyız. Onu adamın yaptığı gibi insanlarla tanıştırmalıyız ki hayal kırıklıkları yaşamayalım. Ne kadar birşeylerin üzerini örtersek o kadar hem insanları hem kendimizi kandırmış oluruz.Gönlünüzü gözlerinize yansıtısın o yerini bulur.Sevgiler

Sebnem Akbulut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme